glitter-graphics.com

HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR

Salı, Ekim 21, 2008 · Kategori: YAZILAR


 
Bir zamanlar Afrika'’daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep ayni şeyi söylerdi: 'Bunda da bir hayır var!' Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu.
        Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı. Kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi: 'Bunda da bir hayır var!' Kral acı ve öfkeyle bağırdı: 'Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?' Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
        Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insani yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler.
        Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu.
        Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. 'Haklıymışsın!' dedi. 'Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İste bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.' 'Hayır' diye karşılık verdi arkadaşı. 'Bunda da bir hayır var.' 'Ne diyorsun Allah aşkına?' diye hayretle bağırdı kral. 'Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.' 'Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?' Ve sonrasını düşünsene.

ALINTIDIR.

Kalıcı Bağlantı Yorum (13) Yorum yaz!

HERKESE MERHABA

Pazartesi, Mayıs 26, 2008 · Kategori: YAZILAR

HEPİNİZE MERHABA DEMEK İSTİYORUM HANIMLAR.....

 

BİR SÜREDİR SİTEME YENİ TARİFLER EKLEYİP SİZLERİN ARANIZA KATILAMADIM.....AMA TEKRAR ARANIZDAYIM.....

 

YENİ TARİFLERLE,FIKRALARLA VE YAZILARLA SİZLERİN TEKRAR ARANIZA KATILACAĞIM...

 

SİTEME GİREMEDİĞİM SÜRE BOYUNCA YORUM YAPAN,SİTEMİ ZİYARET EDEN,CHAT BOXA SELAM BIRAKAN YADA BIRAKMAYAN TÜM ARKADAŞLARIMA TEŞEKKÜR EDİYORUM....

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

KOPYA(KOMİK AMA GERÇEK)

Salı, Mayıs 6, 2008 · Kategori: YAZILAR

 

Lise son sınıfta okuyordum.Sosyoloji dersinden sınavımız vardı.Tabii bende çalışmamıştım sınava.Napayım falan derken bari kopya çekeyim dedi.Sıraları duvarları dolduruyorum.Elime de kopya yazayım bari dedim ve doldurdum avuçiçimi.Bu arada hocamızda çok komik birazda saf bir adam.Neyse sınav başladı bende hemen icraate koyuldum.Elimdeki kopyalara falan bakarken hoca geldi yanıma.Elini aç dedi,bende acmam dedim.O aç dedikçe ben diretiyorum.En sonunda açmadım ama sınavdan da olduk yani.Sıfır puan aldım.O dersin 2.sınavına girecektik tabii benim baya bi kasmam gerekiyordu geçmem için.Çok çalıştım sınava.İlk sınavda hoca beni rezil etmişti tüm sınıfa,bende öcümü alayım bari dedim.Sınava çok az kalmıştı.Elime 1-2 bişeyler yazdım.Hoca sınıfa geldi ve beni öğretmen masasında sınav yapacağını söyledi.Bende eyvallah farketmez hocam dedim.Sınav başladı.Tabi ben bütün soruları hemen bitirdim.Muziplik olsun diye elimi açıp bakıp duruyorum hoca çaksın olayı diye.Hoca gördü tabi bunu,hemen yanıma geldi aha yakaladım işte seni dedi.Aç elini dedi bende actım tabii.Hoca elimin içine bakıyor ama okuyamadı elimi.Arkadaşı çağırttı ve sesli sesli okuttu.Elimde aynen şu yazıyordu:

HOCAM PAPAZ HER ZAMAN PİLAV YEMEZ!

Biz koptuk o anda.Ne sınav kaldı ne de ders.Ama ben geçtim sonunda o dersten

 

ALINTIDIR!!!

http://www.paylasimtr.org/kopya-komik-ama-gercek-hayattan-t-2388.html

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz!

TRAJİKOMİK BİR HİKAYE MOLASI VERELİM Mİ??İŞTE BUYRUN.....

Çarşamba, Nisan 16, 2008 · Kategori: YAZILAR

Bir Saatiniz Kaldı - Dr. Nazım İntepe


 Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.

 Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:

 -Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!

 Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:

 -Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.

 -Aldığı ilâçlar yanınızda mı?
Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.

 -Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.

 -Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?

 -İki saat kadar olmuş.

 Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:

 -Hımm! Yazık, çok yazık!

 Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:

 -Ne yapacağız doktor bey?

 Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.

 -Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç kalmışsınız.

 Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:

 -Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?

 -Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.

 Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.

 Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.
Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:

 -Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?

 İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:

 -İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.

 Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.

 Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:

 -Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?

 Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:

 -Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...

 Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:

 -Yoksa, sende mi inandın öleceğine?

 -Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?

 Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi.

 Yaşanmış bir hâdisedir


ALINTIDIR.

http://www.yazilar.net/

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

BİR KADIN NASIL MUTLU EDİLİR?

Çarşamba, Mart 26, 2008 · Kategori: YAZILAR

Çok zor değil.


BİR KADINI MUTLU ETMEK İÇİN ERKEKTE ŞU ÖZELLİKLER OLMALIDIR:
 01. bir dost
 02. bir yoldaş
 03. bir aşık
 04. bir ağabey
 05. bir baba
 06. bir usta
 07. bir asçı
 08. bir elektrikçi
 09. bir marangoz
 10. bir muslukçu
 11. bir tamirci
 12. bir dekoratör
 13. bir stilist
 16. bir psikolog
 17. bir haşere yok edici
 18. bir psikiyatri uzmanı
 19. bir şifacı
 20. iyi bir dinleyici
 21. bir organizatör
 22. iyi bir baba
 23. çok temiz
 24. sempatik
 25. atletik
 26. sıcak
 27. kibar
 28. nazik
 29. zeki
 30. komik
 32. şefkatli
 33. güçlü
 34. anlayışlı
 35. hoşgörülü
 36. sağduyulu
 37. hırslı
 38. yetenekli
 39. cesur
 40. kararlı
 41. doğru
...

 11987. güvenilir
 11988. tutkulu

...

...
 TABİİ, ŞUNLARI DA UNUTMADAN:
 13989. ona düzenli olarak iltifat etmek
 13990. alışverişi sevmek
 13991. dürüst olmak
 13992. çok zengin olmak
 13993. onu strese sokmamak
...

...

...
 VE AYNI ZAMANDA ŞUNLARI DA YAPMALIDIR:
 17995. kendinden çok ona odaklanmak
 17996. ona, özellikle kendisi için çok fazla zaman
 ayırmak
 
 ..
 
 ..
 
 ..
 
 ..
 ŞUNLAR DA ÇOK ÖNEMLİ:


 Asla unutulmayacaklar:
 21998. doğum günleri
 21999. yıldönümleri
 22000. onun aldığı kararlar
 


 BİR ERKEK NASIL MUTLU EDİLİR!!!
 1. Karnını iyice doyurun.
 2. Uzaktan kumanda ve çayını verip rahat bırakın…
 Not:Huzursuzluk belirtisi gösterirse Madde-1’den tekrar başlayın...



ALINTIDIR!!!


http://www.adaminsitesi.com/sayfa_altmissekiz.htm

Kalıcı Bağlantı Yorum (11) Yorum yaz!

« Önceki ::